Provokatif Terapi

Provocative Therapy Frank Farrelly'nin Provokatif Terapi metodu

A Review Of A Provocative Therapy Workshop

THE LONDON SOCIETY FOR ERICKSONIAN PSYCHOTHERAPY AND HYPNOSIS

Review of workshop given by Frank Farrelly at Oxford, England, October 14 -15 1989

By Graham Dawes

Kısa bir süre önce Richard Bandler Frank Farrelly'yi "gördüğüm en çılgın klinisyen" olarak tanımladı. Farrelly İngiltere için fazla mı çılgın olacaktı? Bu korku Philip Booth'un Farrelly'yi bir workshop için çağırma hevesini frenledi. Ancak Farrelly İngiltere’de bulundu. Ve görünen o ki İngiltere hala yok olmadı.

Tabi ki Philip'in çekimserliği tamamen mantıksız değildi. Farrelly yanlış anlaşılabilirdi. Danışanı agresifçe yerden yere vurduğu, ya da onu kurban ederek komiklik yapmaya çalıştığı düşünülebilirdi. Tabi ki danışanın deneyimlediği şey bu değil. Fakat Farrelly'nin seanslarının videolarını izleyen kişileri dehşete düştüğünü duydum. Onun workshoplarının ilk kısımlarında katılımcıların çeşitli kaygıları oluyor, fakat workshop ilerledikçe bu kaygılar geçiyor. Fakat onun yanına oturup da suiistimal edildiğini düşünen kimseyi görmedim. Videoyu izleyenlerin, workshoplardaki katılımcıların ve asıl danışanların bakış açıları çok farklı. Hatta ona yakın koltuklarda oturanlar Farrelly danışan hakkında korkunç olumsuz yorumlar yaptığında iki büklüm olabiliyorlar (bir yandan da gülüyorlar). Bu mini seansların sonunda Farrelly danışana düşüncesini sorduğunda genellikle "kendileri hakkında içten içe düşündükleri şeyleri Frank'in kelimelere döktüğünü" söylüyorlar.

Danışan etrafına kaygılarından duvarlar örmüş Farrelly'nin yanında oturuyor gibi. Ve Frank Farrelly aksiyon filmlerindeki yıkım ekipleri misali hızlıca gelerek bu duvarları yıkıyor. Bilişsel yapılar çökmeye başlıyor.

Frank danışana mevcut problemli davranışını çözmemesinin getireceği saçma sapan avantajlar söylüyor. Eğer danışan suçu kendileri dışındaki şeylere atmaya çalışırsa (hayata, sisteme vs.) suçun danışanda olduğunu söylüyor ve çalışması mümkün olmayan ya da problemi daha da kötü yapacak çözümler öneriyor. Danışan nasıl bir cevap verirse versin o provokatif bir karşılıkla geliyor. Ya problemi abartıyor, ya bunun bir problem olmadığını söylüyor, ya danışanın problemle ilgili ne isterse yapabileceğini söylüyor ya da danışanı/problemi danışanın duymak istemeyeceği bir şekilde yeniden tanımlıyor.

Eğer bir kafamızdaki referanslara göre davranıyorsak, Frank danışanların kafasına bu rengârenk ve canlı holografik referansları yerleştirdikten sonra danışanların davranışlarını değiştirmesi sürpriz olmayacaktır. Bu "kortikal implant"tır. Danışanın aklı capcanlı imgelerle bir pinpon topu gibi oradan oraya çarpılır. Frank danışanın ne İSTEDİĞİNE pek aldırış etmeyip danışanın neye İHTİYACI olduğuna odaklanıyor.

Yani direkt olarak psikolojik şahdamarı hedef alıyor. Örneğin, danışan bir problemden bahsetmeye başlar, Frank ise onu hiç dinlemez ve ona sorular yağdırıp provoke edici şeyler söyler. Bu danışanın şaşıp kalmasına sebep olur (bilişsel dünyalarının sendeleyip onları bir trans haline soktuğunu gözlerinden okuyabilirsiniz).

Gerçek kişisel sıkıntılarla uğraşmasına rağmen (ya da bu sebeple) bir Provokatif Terapi workshopına bakıp komik ve şaşırtıcı derecede eğlenceli olmadığını söyleyemezsiniz. Provokatif terapi bir bakıma Rock 'n Roll'un psikoterapötik eşdeğeri. Carl Rogers'ın da dediği gibi "Evlat, insanların bir yere sabitlenmesine izin veremezsin. Onların dengelerini bulmamış halde kalmalarına devam etmelerini sağlamalısın."

 

Frank herkese her şeyi pat diye söyleyebilen bir adam olarak algılandı. O provokatif terapiyi yarattı ve onu birçok sıkıntıya karşı, birçok sosyal sınıftaki insanda, değişen yaşlardaki ve milletteki insanlarda kullandı. Hala beyni olan herkese yardım edilebileceği konusundaki inancı tam. Bu sığ bir iyimserlik değil. Bu kanıya bir sürü çetin cevizle uğraştıktan sonra vardı. Fakat hala çok pozitif ve güven veren bir duruşu bize hatırlatıyor: "Evet, dünyada acı ve sıkıntı var fakat nihai doğrular acıda ve kızgınlıkta yatmıyor. Hayat saçma ve absürt şeylerin sahnelendiği tiyatrodur. Yani kahkaha gözyaşları ve depresyondan daha fazla gerçekliğe sahiptir."

Frank'in yaklaşımının temelinde danışanını önemsemesi ve onun için en iyisini istemesi yattığını anlamadan Provokatif Terapi anlaşılamaz. Carl Rogers bunu anladı ve Provokatif Terapinin geliştirilmesini destekledi. Frank'e şöyle bir yorum getirdi: "İnsanlar köpekler gibidirler. Onları sevip sevmediğinizi anlarlar." Yani sözler bir saldırı gibi görünürken aynı andaki gözlerdeki bir ışıltı ya da ses tonundaki bir değişiklik derinden bir önemseme olduğunu karşıya iletebilir ve bu derin bir uyum yaratır.

Hatta bazı katılımcılar kitaplarını okuduktan sonra onun beklediklerinden çok daha sakin davrandığını söylerler. Tabi bunun birden farklı sebebi olabilir. Yazılı medya tek bir iletişim modu için şekillendirildiğinden böyle bir şaşkınlık yaşanmış olabilir. Ya da Frank yeni bir ülkeye ilk kez gittiği için kendini biraz dizginlemiş olabilir. Durum ne olursa olsun, onun ilk görünenden çok daha geniş bir kitleye hitap ettiği kesin. Onun da dediği gibi, "Ben sevimli bir ayıcık ya da yırtıcı bir kaplan olabilirim."

Provokatif Terapinin aynı isimli kitabıyla bu güzel bir şekilde açıklanmıştır. Workshopların amacı ise bunu pratikte görmektir. Frank izlenimci bir tavırla ilişkisel bir düzlemde bir oradan bir buradan konuşmaya başlıyor. Buna akıcı sürece "kelebek zihin" diyor. Kendisini "beyin kayması" geçirmiş, sabah güne başlarken beynini biraz hareketlendirmesi gereken bir ihtiyar olarak görmeyi seviyor. Aslında aklının zaten hep böyle çalıştığını itiraf ediyor. Fakat ne zaman bir Provokatif Görüşme gösterme, onun "kelebek zihni"nin Muhammed Ali gibi hareket ettiğini görebilirsiniz.

2 gün boyunca Frank farklı katılımcılarla dokuzar seans yaptı. Her biri 25 dakika sürüyor ve bir tartışma ile sonlandırılıyor. ­ Ayrıca bizim onun seanslarının videolarından kısımlar izlediğimiz ve onun neye neden ve nasıl tepki verdiğini açıkladığı bir mini-öğrenme kısmı da oluyor. Bu, bize onun yaklaşımını iş üzerinde görmek için geniş bir fırsat tanıyor.

Provokatif Terapi sofistike bir sadeliğe sahip. Belki de merkezinde insanların yaptıkları seçimlerin sorumluluğunu üstlenmeleri gerektiği yatıyordur. İnsanlar farkına varsa da varmasa da, istese de istemese de, sevseler de sevmeseler de; her zaman seçimler yaparlar. Bu durumun psiko-sosyal sonucu şudur: Yaptığımız seçimlerin sonuçları olur ve biz bu sonuçlarla yaşamak zorunda kalırız. Birçok suçluyla, akıl hastasıyla, akıl hastası suçluyla çalışmış olan Frank, onların yaptıklarından sorumlu olmadıkları görüşüne katılmıyor. Evet, belki yaptıklarına çeşitli hafifletici nedenler bularak onların yaptıklarını hoş görmeye çalışabiliriz fakat ne olursa olsun, onlar da çeşitli seçimler yapmışlar ve akıl hastanelerinde ya da hapishanelerde sonuçlarına katlanıyorlar.

Workshop Frank'ın 21. yüzyıldaki psikoterapi ile ilgili görüşlerinin kısaca gözden geçirilmesiyle bitiyor. Bazı katılımcılar için bu kısım görüşmelerden çok daha provoke edici. Freud hakkında "Eğer hayatını baştan yaşama şansı olsaydı, insanın kişiliğini çözmek için kendini psişik yetenekleri araştırmaya adardı. "Frank psişik araştırmaların psikolojiye dâhil olmasının kaçınılmaz bir sonuç olduğunu söylüyor. Her alanda olduğu gibi psişik araştırmalar alanında da bir sürü safsata olduğunu kabul eden Frank, buna rağmen gördüğü çeşitli araştırmaların kendisini geleceğin psişik araştırmalarda olduğuna ikna ettiğini söylüyor. Bu uzun inkâr dönemi bir noktada bitmek zorunda kalacak. Şu anki paradigmaların yetersizliklerini söyleyen daha fazla insan oldukça, birçok sapasağlam "gerçek" yıkılmaya başlayacak. Belki de yıllarca kendi danışanlarının kısıtlayıcı sapasağlam "gerçeklerini" yıkmakla uğraştığı için, şu anki paradigmadaki "sapasağlam gerçeklik"'in Frank Farrelly'le iyi geçinememesi gayet doğaldır.